AKDENİZ BÖLGESİ LGBTİ+LARA YÖNELİK HAK İHLALLERİ RAPORU | 1 Temmuz 2020-30 Haziran 2021 

 

GİRİŞ

Bu rapor Haklara Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile  Mersin 7 Renk LGBT Eğitim Araştırma ve Dayanışma Derneği tarafından hazırlanmıştır. Çalışma kapsamında 1 Temmuz 2020 ile 30 Haziran 2021 arasında Akdeniz Bölgesi’nde pilot seçilen 5 ilde raporlama çalışmaları yapılmıştır.

Çalışmanın  Amacı; Akdeniz Bölgesinde pilot olarak seçilen 5 ilde (Adana, Mersin, Hatay, Gaziantep ve Antalya) LGBTİ+ bireylere yönelik hak ihlallerini raporlamaktır. 

Kapsam; Raporlama çalışmaları derneğimiz raportörü Yağmur ARICAN tarafından yürütülmüştür. Raportör tarafından bir yıl boyunca yüz yüze yapılan görüşmeler, mağdur LGBTİ+’ların beyanları, tanık ifadeleri,  derneğimize yapılan başvurular, tanıklık ettiğimiz olaylar, haber araştırmaları, takip ettiğimiz davalar kapsamında elde ettiğimiz veriler derlenerek vaka verisi olarak raporlamalara kaynak oluşturulmuştur. Çalışmada raporlama kaynağı olarak, son 3 yıldır yaptığımız raporlama verilerinden hareketle; Tanık, Mağdur, Medya, Polis, STÖ ve LGBTİ Örgütü başlıkları raporlama veri girişlerinde ana başlıklar olarak kullanılmıştır.

Raporlama çalışmaları için 32 sorudan oluşan önceden hazırlanmış kolaylaştırıcı formlar kullanılmıştır. Bu çalışmada 5 il için toplam 52 adet raporlama yapılmış olup raporlama sonuçları istatistiksel olarak dağılımları açısından değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde 32 soru ve cevap üzerinden hak ihlalleri analiz edilerek veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.

Kısıtlar; Raporlama çalışması yürüttüğümüz süre ve pilot olarak seçtiğimiz şehirlerde LGBTİ+’lara yönelik gerçekleşmiş tüm hak ihlallerine ve vakaların bilgisine erişmemiz hem erişim hem de teknik açıdan mümkün değildi. Özellikle son 2 yıldır Covid 19’dan kaynaklı mağdurlara erişim görece daha zorlaşmış ve geçtiğimiz yıl içinde bu konuda yüz yüze görüşme ile ilgili gerek sağlık gerekse güvenlik açısından ciddi erişim sorunları yaşanmıştır. Ulusal basında ve medyada LGBTİ+ örgütleri hakkında sunulan hedef gösterici, ayrımcı, terörize edici haberler ve yayınlar  özellikle yeni ilişki kurduğumuz aktivistlerin derneğimiz ile iletişim kurmasında bir korku bariyeri - çekince oluşturarak  veri toplama çalışmalarını olumsuz yönde etkilemiştir.

Çalışma kapsamında yapılan raporlamalar, mağdurlarına erişebildiğimiz bu erişimi bazen ev ziyaretleri, bazen özel randevular ile rica ve ilişki ağı referanslarını kullanarak zorlayarak sağladığımız, bazı raporlamalarda ise tanık beyanları ve  STK ların verileri ile medya araçları gibi dolaylı yoldan tespit edebildiğimiz hak ihlallerini derleyerek, raporlamalara girebilecek hak ihlali vakalarını bu çalışmaya aktarmaya çalıştık.

Yapılan  raporlamalar, erişim kısıtlarının fazlalığı gibi birçok nedenle tam anlamıyla gerçek var olan hak ihlallerini yansıtmamaktadır, elde edilen verileriler raportörün ulaşabildikleri olmakla birlikte, gerçek hak ihlallerinin çok daha fazla olduğunu veya yaşanılan hak ihlallerinin çok vahim derecelere fazla olduğu sonucunu tespit ettiğimizi söyleyebiliriz.

Görüşme İzlenimleri; LGBTİ+ bireylerin yaşamın görünür alanlarında olanlar, olmalarına  izin verilmeyenler, görünür olmadan yaşamlarına devam etmeye çalışanlar, Pandemi sürecinde görünür olanların dahi görmezden gelindiği bir yeni durumla seks işçilerinin genelevlerin boşaltılması, sokağa çıkma kısıtlamaları, sağlık riskleri, nasıl çalışır, çalışamazsa nasıl geçinir, bu süreci nasıl atlatır sorularının cevapsız kaldığı bir dönemin mağdurlarını raporlamaya çalışmak çabası ile saha çalışmaları yürütülmüştür.

Rapörtör tarafından saha çalışması ile “özellikle ev ziyaretleri ile” çok sayıda LGBTİ+’lara ulaşılmıştır. Ancak Pandemiden kaynaklı işsizlik, sokağa çıkamama, yasaklamalar, sağlık riskleri, ekonomik sorunlar, damgalama, ifşa kaygısı gibi  nedenlerle görüşmelerden kaçındıkları, yaşadıkları hak ihlallerini gizledikleri gözlemlenmiştir. Ayrıca raporlama verisi olarak kullanılamayan birçok görüşmede LGBTİ+ların yaşadıkları birçok hak ihlalini gizlendiği veya yaşanılan-maruz kalınan hak ihlallerinin günlük yaşamda rutinin bir bölümü gibi görüldüğü, hak ihlali olmadığı düşüncesi, yaşadıklarını günlük yaşamlarında normalleştirdiklerini, içselleştirildiklerini, devlet yada kolluk kuvvetleri ile başlarının belaya gireceği gibi algıların hâkim olduğu gözlenmiştir.

LGBTİ+ bireylerin görüşmeler sırasında şiddete alışkın olduklarını " bunlar sorun değil, her zaman yaşadığımız bu" şeklinde ifadeler kullanmaları, yaşadıkları şiddetin normalleştirilmesi veya içselleştirilmesi gibi bir tutumla ifade edilmesi dikkat çekicidir.

Karakollarda yaşanan ve failin kolluk kuvveti olduğu vakalarla ilgili hak ihlalleri tespit etmek için alanda yapılan çalışmalar sırasında; raportör kolluk kuvvetleri tarafından engellenmiş olup mağdur öznelere kolluk kuvvetleri tarafından raportöre güvenmemeleri, soruna özneler ve kendi aralarında çözüm bulacakları, üstü kapalı tehditlerle özneler yıldırılıp  raportör ile görüşmeler engellenmiştir.

Derneğimize başvuran mağdurların görüşmelerde ısrarla kimliklerinin gizli tutulmasını istemeleri, ailelerinin yaşadıklarından haberinin olmamasını isteme talepleri, ifşa olma korku ve kaygılarının görünürlüğü ve bu durumlara dair gözlemlerimiz aslında LGBTİ+’ların uğradıkları hak ihlallerinin çok küçük bir bölümünü  kurumlara başvurularla yansıttığını düşündürmektedir. Gözlemlediğimiz diğer bir olgu ise, görünür olan LGBTİ+’ların daha güvensiz bir yaşam sürdükleri gerçeğidir.

Ülkeyi yönetenlerin kullandıkları sorumsuz dil, LGBTİ+’lara yönelik nefret söyleminin ve anlayışının daha da yaygınlaşmasına neden olmaktadır. LGBTİ+’lara yönelik her geçen gün yeni birçok olay ve durum yaşanıyor. Birçoğu duyulmuyor bile. LGBTİ+ bireylerin genellikle toplumsal baskılar nedeniyle başlarına gelen saldırıları anlatmakta güçlük çektikleri yine  ayrı bir gerçeği oluşturmaktadır. Şiddet ve saldırılara maruz bırakılan LGBTİ+ bireyleri ciddi travmalar yaşamaktadırlar ve bu durum içine kapanarak yalnızlığa yönelen hiç kimseye güvenmeyerek ilişki kurmaktan kaçınan bir tutumu sergilemelerine neden olmaktadır.

Yönetenlerin ve liderlik rolü ile otorite kurmaya çalışanların son dönemde  ulusal ve yerel medya araçlarını kullanarak LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı ve nefret söylemi içeren haberleri toplum genelinde  LGBTİ+’ lara yönelik  ötekileştirme ve nefret suçlarını arttıran diğer önemli bir etkendir. Homofobik ve transfobik yaklaşımların yarattığı bu anlayış, uygulama ve yaptırımlar; sadece LGBTİ+ bireylere zarar vermekle kalmamakta, ülkedeki mevcut nefret suçlarının da giderek artmasına neden olmaktadır.

LGBT+ bireyler ülkemizde cinayet, tecavüz, taciz vakaları gibi  her türlü fiziksel şiddete maruz kalan; hor görülme aşağılanma, dışlanma gerçekliğiyle mücadele etmek zorunda bırakılan, toplumsal yaşamın her alanından uzaklaştırılan ve ötekileştirilen bireylerdir.  LGBT+ bireylerin yaşadıkları bu şiddet sarmalı diğer yandan yaşam, çalışma, barınma sağlık ve eğitim hakkı gibi temel haklardan yoksun bırakılma durumu ile bu şiddeti derinleştirmektedir.

Pandemi sürecinde; Hizmet sektöründe çalışan birçok kişi gibi seks işçileri de pandemiden en çok etkilenen sektörler arasında yerini aldı. Ekonomik zorluklarla baş başa bırakılan seks işçilerinin çoğu, salgın gerekçesiyle genelevlerin kapatılması kararı ile  kayıt dışı çalışmaya itilerek merdiven altı işlere yönlendirilmiştir. Devlet desteğinin hiç denecek kadar az olduğu  bu süreçte derinleşen sorunlar yumağında kapatılan genelevlerde çalışanlar için ciddi mağduriyetler ortaya çıkmıştır.

Seks işçiliği yapan LGBTI+lar yönünden genelevlerin kapanması, tam kapanma ve sokağa çıkma yasakları ile seks işçilerinin çalışma saatleri olan akşam saatlerinde çalışma imkanlarını neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu süreçte  genelevlerin kapatılmasının ‘bulaş’ riskini azaltacağı savunularak, seks işçiliği şiddete en açık meslek gruplarından biri haline getirilmiştir. Yine bu süreçte Diyanet İşleri Başkanı’nın eşcinsellik ve evlilik dışı ilişkilerle ilgili nefret ifadeleri sarf etmesi sonucu LGBTI+lara yönelik saldırıların artmasına neden olmuştur. Genelevlerde çalışan seks işçilerinin görece güvenli olan durumları genelevlerin kapatılmaları sonrasında internetten ya da tavsiye üzerine telefonla müşteri bulma gibi,  evine çağırma, otelde buluşma yöntemleri kullanılması sonucu karşılarına sapık, psikopat ya da uyuşturucu etkisi altında birilerinin  çıkabildiği daha güvensiz, şiddet içeren  ortamları ve durumları beraberinde getirmiştir. LGBTI+ özneleri için Pandeminin yarattığı yalnızlaşma ve ekonomik zorluklar bu dönemde kimsesizlikten dem vurararak intihara teşebbüs edenlere ait vaka sayılarını ciddi oranda arttırmıştır. Bazıları ölümü bile göze alarak yasak zamanında çalışmak zorunda kalmış ekonomik sorunların üstesinden gelmeye çalışırken ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmıştır. Türkiye'de LGBTİ+ bireylere hiçbir iş imkanı tanınmadığı ve başka bir iş yapma ihtimallerinin de bulunmadığı, LGBTİ+ bireyler için açılmış olan veya bu insanları koruyan ne bir kurum, ne bir kuruluş, ne bir devlet desteği olmadığı bir ortamda bu sonuçlar kaçınılmazdır.

Seks işçiliğinin bir meslek olarak tanımlanmaması, yasal güvence altına alınmaması,  İçişleri Bakanlığı’nın hedef göstermeleri, Diyanet İşleri Bakanlığı’nın Cuma hutbelerinde verdiği vaazlar, Cumhurbaşkanı’nın hedef göstermeleri gibi birçok neden ve çaba ile  LGBTİ+ bireylerin maruz kaldığı hak ihlalleri pandemi döneminde artmıştır.

Diğer taraftan LGBTİ+ bireyleri hedef alan lulusal düzeydeki girişimler ile;  Onur Yürüyüşü’nün düzene, genel sağlığa ve genel ahlaka aykırı olabileceği veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi” bahanesiyle yasaklanması, Gökkuşağına dair her şeyin suç unsuru gibi gösterilmeye çalışılması,  Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör Melih Bulu’nun atanmasıyla başlayan eylemlerde başta LGBTİ+’lar olmak üzere tüm Boğaziçi öğrencileri ve akademisyenlerin devlet şiddetine maruz bırakılması, Küçük Bayram’da yerlerinden edilen seks işçisi kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede kaldırılması, Cumhurbaşkanı’nın yok öyle bir şey diyerek yok saymaya çalıştığı lezbiyenler, 6 Mart günü Kadıköy’de gözaltı işkencesine maruz kalan Kürt trans artı kadınlar, Adalar Emniyeti’nin Onur Haftası pikniğine tehdidi, Şişli Kaymakamlığı’nın 30 günlük etkinlik yasağı, Maçka’da LGBTİ+’lara piknik yasağı ve polis saldırısı,  Beyoğlu Kaymakamlığı, “devletin ilkesi ve bölünmez bütünlüğüne, anayasal düzene, genel sağlığa ve genel ahlaka aykırı olabileceği veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla onur yürüyüşünü yasaklaması, Heybeliada’da ve Maçka’da devlet yetkililerinin düzenlenecek  pikniğe yönelik tehdit ve saldırıları sistematik olarak toplumsal düzeyde  LGBTİ+’lara yönelik baskı, nefret ve şiddeti arttırmıştır.